27 Aralık 2011 Salı

Sen güneşliydin. Bense olabildiğimce bulutlu. Bu yüzden biz de "Parçalı bulutlu" olduk.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Boş bir fincana uzanmaktan farkın yoktu bazen

Gezdiğim yerleri bir yabancıya anlatmak acınası değil mi?
Yabancılardan ateş istemek.
Yabancılara saat sormak.
Yabancılardan seni anlamalarını beklemek.

Giderken sakın hoşçakal dememi bekleme.

Haketmiyorsun.

11 Aralık 2011 Pazar

Hiç bir zaman kendimi birine, bir yere ait hissetmedim. Çok yalan söyledim. Sürekli aynı insanların yanında olmayı sevemiyorum. Kalabalıklara aşığım. Caddelerde binlerce, milyonlarca insanın arasında sıradan biri olmaya aşığım. Yanımdan geçen insanların anlık muhabbetlerine kulak kabartmak, farklı kokular tatmaya aşığım. Sürekli sorgulamaktan yoruldum. Hep ağzıma zımbaladığım gülüşün altındaki ciddiyetimden oluyor tüm bunlar. Biraz da zorunluluktan. Zorluklardan.

4 Aralık 2011 Pazar

Şuraya bak, hep iz bırakıp gitmişler bir akşamüstünün batmaya yüz tutmuş güneşine. Çocukken sürekli bir gün bir mucizenin olacağına ve yaşadığım tüm acıları bana unutturacağına inandırmıştım kendimi. Boşver, hepimiz boş yere umuttan ölmüyor muyuz zaten?

29 Kasım 2011 Salı

11 Kasım 2011 Cuma

Hakkında bilmem gereken başka şeyler de olabilirdi. Lakin cesaret edemedim hiç. Bak bir sürü cümle biriktirdik mektuplarımıza. Biz yalnızlıktan birbirini büyüten çocuklardık, "beni bırakma" bakışlarıyla yalvarıp yakarmış.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

1 Haziran 2011 Çarşamba

Her şey bu kadar kısa bir süre içinde nasıl değişti bilmiyorum ama

Yenmem gereken korkular,
Söylemem gereken cümleler,
Ve hayatımdan çıkarmam gereken bir adam var.

ULAN BURASI RESMEN BENİM ÇOCUKLUĞUM

Niye büyük harflerle yazdım bilmiyorum da bayadır uğramıyordum buralara. Eski kayıtlarıma falan bir gözattım. Bu blogun özeti "1 sene sonra burda olmayacağım, gideceğim" bilmem ne. Merak edenler için; hala burdayım. Bi bok yaptığım yok. Merhaba.

13 Şubat 2011 Pazar

Çarşambayı cumaya bağlayan en bulutlu gecedeydi. Kitap şeklindeki mezar taşlarını çevirip okuyordu hikayeleri babaannem. Kalk dedim. Kalk gidelim. Ne zaman görüştük en son bilmiyorum. Birkaç sene önceydi. Hava sıcaktı. Ölecek olsa ağlayamam bile. Ama ne bileyim ben. Rüyamdaydı, kitap şeklindeki mezar taşlarını çevirip okuyordu hikayeleri. Sessiz okuyordu. Kalk dedim. Kalk gidelim. Dinlemedi. Ölüm huzur vericiydi sanırım, ölüm güzeldi.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Yazmak istedim ve ne hakkında yazacağımı bilmiyorum şu an. 
Sabah 8.16 idi tam. Uyandığımda yani. Okula gidiyorum diye evden çıkıp Burger King'de takılmak hiç adil değil oysa ki. Emre'nin "Donduk" mesajını başka numaralardan almak da. Evet çünkü çok boş insanlarızdır. O değil de haftasonumu Damla'sız geçirdim. Ne yapacaktım ya oturup coğrafya çalıştım biraz film falan izledim. Sıcak şeyler iyidir de ben kahve sevmem. Çay içtim zaten. Bilgisayarın pilini kırdım. Kapanıp duruyor. Hava resmen pembe. Google Chrome'den nefret ediyorum. Tarayıcıya bile nefret besleyebilecek potansiyeldeyim bugün. Bir yere düşüp kafamı yarmak istiyorum. Telefonumun gelen kutusu boş. Para falan biriktiriyorum. Amaçsız.

Paragraflar birbirinden alakasız biçimde diziliyor. Hiç iç açıcı yazmıyorum. Şu an dinlediğim şarkı da çogzel. Ama burada söylemeyeceğim.
Keşke coğrafya çalışsam.

Resmen ruhen ve bedenen acı çekiyorum şu anda. Geçirdiğim en yorucu pazartesilerden biriydi. Uyduruk dizi müziklerine bile gözlerim doluyorsa bende bi sikkoluk mevcut. Şu ara bana çok duygusalsın deseler kabulümdür.
Şu ara noktalama işaretleri de pek umrumda değil zaten.