18 Kasım 2012 Pazar

İyelik ekini hiç bu kadar sevmemiştim.


Kimin elini tuttuysam tırnaklarımın izi kaldı hep. Ben bu oyunun sonunda yanacağımı biliyorum. Herkes bu oyunun sonunda yanacağımızı biliyor.
Umrumda değil. 
Umrumda değil. 
Umrumda değil. Ben bunu istiyorum.
Bazı yakın geçmişlerle hesaplaştım. Gelişler. Gidişler. Gidemeyişler. Kimse senin kadar gerçek bakamazdı. Yadırgamadım. "Ben" dedim fısıltıyla. "Yemin ederim hiçbir şeyi bu kadar çok istemedim.
Çok mutsuzdum ve mutlu olmamın tek yolunun "üzmek" olduğunu sanıyordum. Boş beleş geçirdiğimiz onca zamandan sonra yine zamana ihtiyacımız vardı. Zaman geçiyordu, istediklerimiz bir türlü gelmiyordu. (istediklerim bir türlü olmuyordu)
Bilinmez bir yerlere çıkartacağını umduğumuz bir yola çıkmıştık. Hiçbir bilinmezlik kendimize yazdığımız sondan daha kötü olamazdı. Gözlerimizi kapatıp bir uçurumdan atlıyor gibiydik. 
Azalan hava.
Artan hız.
Ayarsız hisler.
Hakim olma isteği.
Biliyorsun.
Senin hayatına kim girerse benim hatıralarımı büyütecek. 
Benim bıraktığım umarsızlıkları, umursamazlıkları. 
Belki korkaklıklarımı. 
Senin hayatına kim girerse benim yetim bıraktığım acıları büyütecek. 
Senin elini kim tutarsa benim tırnak izlerime dokunacak.
Merhaba sevgilim, ben küçük kedin.

24 Ekim 2012 Çarşamba



Beni anlatıyordun. İnanmak istemiyordum. Kendimi, senin anlattığın bana benzetemiyordum. Sahi, neyden bahsediyordum? İkimiz de aynı gecenin suskunluğunu paylaşıyoruz. Ben ağrıdan uyuşan başımı göğün yabancı boşluğuna dayıyorum. Bir yabancı gibi, bir tanıdık gibi. Rüzgarda dalgalanıyor parmakların. Zihnimin bir köşesine kazıdığım istasyonlardan çekip gitmek üzeresin. Sana her an hayatımın en sepya köşesinde bir başrol verebilirim. Her an öldürülebilirsin
Beni üzmemelisin.
Beni üzmemelisin.
Beni üzmemelisin.
Kelimelerini ben seçeceğim. Beni, benim istediğim gibi seveceksin.

12 Eylül 2012 Çarşamba

190111


Gökyüzü yoktu.
Onun gökyüzü yoktu.
Kendime bir görev edinmiştim. Ona bir gökyüzü yaratacaktım. O mükemmel bir adamdı. Tanrının bir insana hediye edebileceği en saf şefkatin vücut bulmuş haliydi. Her şeyden önemlisi, benimdi. Boktan bir şehirde yaşıyordu kendince. Camdan her baktığında kedileri görebiliyordu. Ve onun güzel bir gökyüzüne ihtiyacı vardı. Yıldızlı.
Bana ihtiyacı olduğunu düşünüyordum. Öpünce sakalları yanağıma batıyordu çünkü. Çünkü eğer bana ihtiyacı olmasaydı bunu hissetmezdim. Cümleleri hep surat asıyordu. Onu güldürmenin bir yolunu bulmalıydım. Çünkü o mükemmel bir adamdı. Bana bakınca benden daha ötede bir şeyler görebiliyordu. Biliyordum, onun bana ihtiyacı vardı. Eğer olmasaydı; göremezdi. Bilmediğim hikayeler anlatıyordu. Sonra bir sigara daha yakıyor, bir sigara daha söndürüyordu. Bir zamanlar umutluydu. Ya da bilmiyorum, değildi. Mutsuzdu. Bana ihtiyacı vardı, buna hep inandım. Eğer inanmasaydım; ölebilirdim.
Karar vermiştim. Ona bir gökyüzü yaratacaktım. Bir yerlerde görmüştüm. Onun için elimden ne geliyorsa yapmaya hazırdım.
Ben hiç değişmedim. Sadece bazı şeyleri yoksaydım. Hepimiz bazen yoksayarız. Ya da yoksayılırız.
Küçüktüm. Tedirgindim. Ben hiç değişmedim. Sadece elimin tersiyle ittiklerimi geri getirmeye çalışıyordum. Buna değişmek denmez. Sadece kaybettiklerimi bulmaya çalışıyordum. O gökyüzünü yaratmam için buna ihtiyacım vardı çünkü.
Çabalıyordum. Gerçekten uğraşıyordum. Çok oldurmaya çalışıyordum.
O adamın bana ihtiyacı yok. Kimsenin bana ihtiyacı yok. Ağaçlar, otobüsler, kediler, mükemmel adamlar bensiz de idare edebiliyor. "Seviyorum" zor bir cümle değil. Bir gökyüzüne sahip olan herkes söyleyebilir bunu.
Gökyüzü yaratmaktan vazgeçtim. Gücüm yetmiyor artık. Ama onunla gökyüzümü paylaşacağım. Bu boktan şehrin en güzel bulutları onun tavanında olmalı.
Çünkü, ben öyle istiyorum.

8 Eylül 2012 Cumartesi

bazı şeyler

Hayatımda "asla yapmam" dediğim şeyleri yaptım. Bir takım şeylerin iflahını baya başarılı siktim. Ben kendi kendimi toprağa gömdüm. Bir kaç satır karaladım. Yetmedi, duvarlara beynimi kazıdım. Ben bu oyunu kaybettim.
"Zamanı geriye alma şansım olsa aynı çukurlara tekrar düşmezdim" demeyeceğim. O çukurların hepsini ben kazdım çünkü. Velhasıl yapabilecek daha iyi bir şeyim yoktu. Ben de kötü şeyler yaptım.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Ardımda bıraktıklarıma dönüp bir kez bile bakmadım.
Önüme geleni sevdim ben.
Ben. Herkesi. Kandırdım. İstisnasız. Herkesi.
Her seferinde ölümüne sevip bir kez bile ölmedim.
Ama o gün keşke. Keşke ölseydim.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Asla başlayamadığımız şeyi öyle güzel bitireceğim ki, beni gidişimle hatırlayacaksın. Öyle güzel gideceğim ki döneyim istemeyeceksin.

23 Ağustos 2012 Perşembe

19 Ağustos 2012 Pazar

Rüzgar yüzümü kanatıyor, tren garları bileklerimi kesiyor.
Baksana, insan sevmeyince nasıl da umarsız konuşuyor.
Bu sefer seni de zorlamayacağım çocuk, adı üstünde çocuksun sen.
Kendimi nereye sürüklesem peşimden gelen o kediler, bileklerime tutunmuş ellerin, akabinde vicdan geceleri.
Kendimi nereye sürüklesem daha da kuruyor yara izleri.
Kavuşmak ve dört duvar.
Delirmek ve dört duvar
Kafamdan afilli sonlar uydurup akıbetime kazıyorum.
Hani nasıl derler, herkesin zararı kendine.

22 Temmuz 2012 Pazar

Annelerin bir köşede unutulmuş alyansları,


Beyaz tenime yapışan o acıyı hazmettikçe daha kötü bir insan oluyorum. Lekeler bırakıyor vücuduma. Yuvarlak ve derin. Rengi mor.
Ama iyiyim, yalan söylemeyeceğim.
Tanımadığım bilinçlerde dolandığımı bildikçe ellerim titriyor. Alışacağım biliyorum. Çok sürmez. İki gecedir kendimi içinde gizlendiğim küvette ölü buluyorum. Öylesine bir bitiş yaşamışım, rüzgar bile toz parçacıklarını yüzüme vurduğunda acımıyor canım. Artık rüya da görmüyorum zaten.
Ama iyiyim, yalan söylemeyeceğim. Pencerelerimden içeri yağmurlar sızardı. Biz seninle yaşımızdan daha yaşlıydık, hissettiklerimiz bize kamçıydı.
Hayatımda hiç olmamış insanların yokluğunu hissediyorum. Daha çok sevme beni yoksa katili olacağım bütün küflenmiş hislerimin.
Tanrım dönüyor muyum, başka bir yola mı saptım? (Bak bu soruları günde en az sekiz kez tekrarlıyorum da)
Başkasına mı aşık oldum? (İnan bu soruyu ilk kez soruyorum kendime)
Hatırası olan bazı mevsimler geçerken (soğuk bir ocak ayı)
Hatırası olan kelimeler ağızdan bir çırpıda çıkarken (sanki hiç söylenmemiş)
Hatırası olan olaylar (sanki hiç yaşanmamış)
Sanki hiç sevilmemiş amına kodumun yerinde sanki hiç bir yere gidilmemiş gibi.
Trenler geçiyor durmadan. Duraklar geçiyor. İnsanlar gidiyor, geliyor. Aniden çalan sirenler. Kavga eden kargalar. Alçaktan uçan uçaklar. Saat sanıyorum sabahın beşi. Durma öyle kıyıda köşede. Durup delirtme. Hiçbir şey yapmamışsın gibi kenara çekilemezsin.
Sana sigara içme diyordum ya güzel adam. Artık kendi dumanında boğulabilirsin, gerçekten umrumda değil.
Masumiyeti de pisliği de o kadar güzel yakıştırıyorum ki kendime.
İstersem başa dönerim.
İstersem alırım, biliyorsun. Yaparım.
Ve şu an kimin olduğunun da bir önemi yok güzel adam. İstersem seni de, yanındakini de yakarım. Lakin hatırlatmak isterim ki bana verdiğin ve henüz gerçekleştir(e)mediğin sözler var. Ama sana yalan söylemeyeceğim, iyiyim. Artık gerçekten iyiyim.

24 Haziran 2012 Pazar

Bana söylediğin kelimeleri söylemeyecektin ona.
Bana hitap ettiğin kelimeleri onun üzerine denemeyecektin.
Her şeyi yapacaktın,
Yalan söyleyecektin,
Aldatacaktın,
Ama o aptal kıza "prensesim" demeyecektin.
Sadece bana söyleyebilirdin o kelimeyi.
Sadece ben duyabilirdim senin ağzından.
O kızın senin prensesin olduğunu düşünmesine izin ver-me-ye-cek-tin.
Bunca yaşanmışlığı hiçe sayıp bana olan haksız hırsların yüzünden başka insanları benim yerime koymaya çalışmayacaktın.
Yapmayacaktın.
Her şeyi yapsaydın da o kıza "prensesim" demeseydin.
Bunu bilmeme izin vermeseydin.
Ve size gelince bayan,
Kendi açtığı yaraların iyileşmesini bekleyen hastalıklı bir adamın oyunlarına alet oluyorsunuz.
Üzgünüm.
Burda bir prenses varsa şayet, o benim.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Bir şeyler bittikçe kahroluyor insan.
Kaçma.
Kaçmayı deneme bile.
Otur şuraya. Beni dinle. İstediklerim bunlar değildi.
Şimdi anladığını varsayıp devam edeceğim. Zaten hayatım "varsaymak" fiilinin üzerine kurulu.
İstediklerim bunlar değildi.
Bu bir itiraf falan değil. Yeterince açık olmaya çalışıyorum sadece. Ya canını sıkmak istemem ama bu gece biten tek şey sen değilsin. Zamanı bir kereye mahsus olmak üzere geriye alma imkanım olsaydı keşke. Çünkü duyduğum şeyleri asla duymamayı yeğlerdim. Asla.
Aslında şimdi hesap sorulacak kimse yok.
Şimdi nedenini arayacağım bir şey yok.
"Çünkü" her şeyi bir nedene dayandıramazsın. Çünkü bazen olduramazsın. Ne yaparsan yap, olduramazsın.
Zamanında gelmeyen insanlar yüzünden yaşanması olasıyken yaşayamadığın mutlulukların hesabını kimseden soramazsın.
Hayatına geç kalan insanlar için gece yattığında yastığına gömülüp ağlayamazsın.
Söylemiştim.
İmkansızlıkların yarattığı durumlarla hayat geçmezdi. Geçmiyor. Boş yere umut edemezsin. 
Bazen, tanımış olduğun insanların hiçbirine "seni iyi ki tanımışım" diyemezsin.
Hatta seni acıtanlara etmen gereken o iki lafı edemediğin için sadece gülümsersin.
Bazen, gitmek zorunda kalırlar.
Bazen, gitmek zorunda olmasalar bile gider insanlar.
Değişmiş olan şeyler geri gelmez. Ve değişmiş olan şeyler için ağlamak yerine onlara alışmak zorunda kalırsın.
Alışmak. 
Zamanı gelince gitmeyi bilmesi gerekiyor insanın her şeyden önce. Ama sen bazen onca yaşanmışlığı hiçe sayamıyorsun. Saymak zorunda olduğunu bildiğin halde sayamıyorsun.
Öyle günler geliyor ki, bir zamanlar "her şeyim" dediğin insanı yolda görünce kafanı çevirebiliyorsun.
Kaybetmek.
Biraz ağlasan diyorlar, rahatlayacaksın. Ağlasan, susamıyorsun. Susmak istemiyorsun.
"Hayatını kökten değiştirecek bir terkediliş yaşamadığın sürece büyümüş sayılmazsın" diyordu annem.
Ve ben deliler gibi büyüdüm.
Bu gece de arada kalmışlıklar beynimi sikiyor.
Ve tüm bunlar bitti şimdi.
Geçen gün annemle konuşuyordum. "Eskisi gibi olmuyor artık. Kavga etmiyorum, kızmıyorum kimseye" dedim. Gülümsedi. Ben de gülümsedim. Ardından "Ne değişti sence?" dedi.
Baktım suratına.
"Büyüdüm anne." dedim. "Büyüdüm"

7 Haziran 2012 Perşembe


Banklar diyorum. Banklar. Kimsesiz iki kedinin uyuması için ne kadar elverişli.
Numaraları unutuyorum. Günleri ve şarkıları karıştırıyorum. Sanırım öleceğim. Ters yöne gidelim. Ben artık yetmiyorum.
Bana anlattığın onca yalan sözcüğü boyadım. Yine de gerçekçi durmadılar. Geçti. Biliyorum geçti. Sen de biliyorsun ki kediler çoktan büyüdü.
Yanımdan geçip gidiyor birileri. Görüyorlar mı beni? Rüzgar bile çarpmıyor yüzüme ki o kadar başka bir boyuttayım. Yatağımın en ücra köşesinde bir yerdeyim. Aynı zamanda dışarı çıkmışım umarsızca. Aynı zamanda balkondayım. En iyisi bırak beni. Tekrar ettiğin kelimeler belli belirsiz. Ne dediğini anlamıyorum ama hissettiklerini biliyorum: Kimsesiz.
Tarifsiz bir şeyler eksik. Kendim olamıyorum. Ya da kendimle yeni tanışıyorum.
Tarihleri karıştırmaya başladım.
Sanırım öleceğim. Sanırım öleceğim. Sanırım öleceğim.
Yalvarıyorum rüyamda. (reelde değil)
Yalvarıyorum. Savaşı durdursunlar (Hitler benim)
Çok insan öldü diyorum. (karşımda ağır ağır yığılıyorlar yere)
Öldürmeyin diyorum. (Katil benim)
Rüyamda hepsi. Rüyamda (belki gerçektir)
Acı çekerken 40 yaşında oluyorum adeta. Ruhen 40 yaşında oluyorum. Kediler büyüyor.
Olanları sakin karşılayacak kadar olgun değilim. Hiç olmadım.
Çekiyorlar içimden. Çekip alıyorlar. Çekip gidiyorlar.
Şimdi ağla desinler bana. Ağlayamam.
Şimdi sinirden yastıklarımı parçalayamam.
Biliyorsun. Kediler artık büyüdü.
Şimdi sana bensiz geçireceğin günlerin için bir kaç saç telimi bırakıyorum. Biliyorum, beni sevdin.
Şimdi sen de kabul et, belki de bu hayatta başında gelebilecek en güzel şeydim.

13 Mayıs 2012 Pazar

Pardon bayan. Şu an benim oturmam gereken yerde oturuyor, benim gülmem gereken esprilere gülüyor, benim olması gereken bir insanın ellerini tutuyorsunuz.

Özetle;
Benim yaşamam gereken bir hayatı yaşıyorsunuz. Ve bir an önce buna son vermezseniz, sizden özür dileyerek sizi öldürmek zorunda kalabilirim.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Bizi buraları terkedelim diye bırakmışlar bu şehre.
Seni balkonun köşesinde unutmuşlar. Güneş çalmış rengini. Dalgın dalgın izliyorsun ne olup bitiyorsa. İçinde bir dalga büyüyor gitgide. Bana hatırlattığın anılarını da alıp çekip gidiyorsun son günlerde. Affetmeme ramak kalmış bazı şarkıları. Gözlerimi yaşartıyor üzerime düşen yarım kalmış cümleler.
Koptukça kanıyor bütün inatlarım. Bütün küfürlerim unutmaya yüz tutmuş. Bütün acılarım olduğu yerde kazınarak kopuyor vücudumdan.
Senin son tutunduğun yıldız da kayıp gidiyor karanlığın en ücra köşesine. Bu şehrin ışıklarıyla seni kutsadığım günlerin tarihleri siliniyor aklımdan. Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin.
Bakıyorum buralara. Bunlar da mı benim kimsesizliğim? Bunlar da mı benim cümlelerim? Bu hikayede bir yanlışlık var diyorum. Bu denli yalnız birini ben yaratmış olamam çünkü. Takılı kaldığım kelimelerden şiirler yazıyorum. Haberin yok. Gitmeye kalkışıyor içimdeki birileri. Tanımıyorum. Farkında olmadan gidiyorum belki. Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin. Tüm iç organlarım sökülmüş gibi hafifim. Bomboşum. Önümde ölsen kılımı kıpırdatmam. Ama bilirsin, hatıralara saygım var. Bak geçenlerde bir şey hatırladım, ikimize dair. Yanımda olsan anlatırdım.
Yüzümü kapadığım ellerime değmişti ellerin. Ağlayamam. Böyle gecelerde hatıralarım karışır, duyduğum öfkeler birbiriyle çakışır. Alnım kırışır. Sonunda yokluğun yadsınmayacak bir biçimde bileklerimle çarpışır.
Buraya veda etmeye geldim.
Gidiyorum.
Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin.

Şimdi sırtımdaki bıçaksın. Tutulmuyor ellerin yok artık eski sıcaklık.

3 Nisan 2012 Salı

Şimdi kimse bana hayal kırıklığından bahsetmesin.

Dudağının kenarında biraz "git" kalmış. Ama susmak istersen anlarım. Anlarım ve ağlarım. Ağlarsam yatağımın soluna yatarım. Sen sondan ikinci kapıdan arkana bakmadan çıkıp gidersin. Belki mucize bekliyor birileri. Mutlaka bekliyor. Belki birileri hiçe sayıyor dalgaları. Hala gülümsüyor. Düşünsene. Hala çiçeklerini sulayabilen insanlar var. Belki aynı sabaha beraber uyanıyoruz farketmeden. Belki ben öyle sanıyorum. Mutlaka ben öyle sanıyorum. Ben ağlıyorum. Sen olduğun yerde paslanıyorsun.
Buraya satırlarca yazabilirim.
Hıncımı çıkarabilirim. Kinimi tekrar yutabilirim. İstersem kafamda yeni ve mutlu bir karakter yaratırım. Onu oynarım. Ve bilirsin, bunu yapabilecek kadar rahatsızım. İstersem bin bir senaryo yaratırım, yalandan. Anlatırım herkese. Ve bilirsin, ağlarken gülebilecek kadar tecrübeliyim bu konuda. İstersem başkasına taşınırım. Herkese nefretimi de kusabilirim. Hiç suçu olmayan insanları suçlarım. Ama şunu da bilirsin ki buraya en yalın halimle gelirim.
Hissediyorum. Ben nicedir hissediyorum da anlatamıyorum. Ve başlattığım bu savaşı kendi cephemde ciddi manada kaybediyorum.

3 Şubat 2012 Cuma

Anlayamadığınız birkaç şey var.


  • Hayatımda kimseyi ulaşılmaz görmedim. Bir keresinde bir adam bana "İstediğin herkesi elde edemezsin" demişti. Onu da elde ettim.
  • Aklımın başıma gelmesi için daha kaç kez yüz üstü bırakılmam gerekiyor bilmiyorum.
  • Canımı yaktığı anda karşımdakinin zaaflarıyla oynayacak kadar vicdan sahibi değilim.
  • Hiçbir zaman hissetmediğim gibi yaşamadım.
  • Sevgiye muhtaç bir insan olmadım.
  • Sigara içmeyi yeni öğrendim.
  • Kendimi, duygularımı yaşayabildiğim en uç noktalarda yaşayarak kahrediyorum.
  • "Baba" ne demek bilmiyorum.
  • Adımın yanlış telaffuz edilmesinden nefret ederim.
  • Suratına boş bir bakış atıyorsam ve sol kaşım 3 saniyeden fazla havada kalıyorsa bu ciddi anlamda korkman gerektiğini gösterir.
  • Sadece beş dakika konuşarak insan ağlatabilirim.
  • Yazıyorsam mutsuzumdur.
  • Mutsuzsam olduğumdan iki kat daha güçlüyümdür. Çünkü gözüm dönmüştür ve kaybedecek bir şeyim olmadığını düşünürüm.
  • Birine veya bir şeye küfrediyorsam bu sevgi belirtisi değildir. Ciddi anlamda küfrediyorumdur.
  • Düşündüğünüzden daha fazla bencil ve ukala olduğumdan eminim.
  • Ciddi anlamda rahatsız olduğumu da kabul ediyorum.
  • Sanırım götüm de dediğiniz kadar kalkık.
  • Öptüm.

14 Ocak 2012 Cumartesi


Göğsündeki izmaritlerin şu biçimsizliğine bak. Tüm kemiklerinden dökülüyordu söylemek istediklerin. Gülüşlerin, sevişlerin, gidişlerin.
Bunca acıya gerek yoktu seni tanıyabilmem için. Zaten son zamanlarda kendin mi olmuştun ne? Yalnızlığı kendimden daha çok sevdim. Önce bilmediğim bir günde oturup bütün anıları yırttım. Konuşarak bir şeyleri boğulmaktan kurtarmanın ne kadar boktan olduğunu anladım.
Hiç bilmediğim bir adam sırtımı sıvazlarken geçmişimi affetmeyi başardım.
Gecelerde bana sesini yükseltişini hatırladım, ağlamadım.
Senden sonra o kadar büyüdüm ki. Bana bağırışlarını hatırladım, ağlamadım.