13 Mayıs 2012 Pazar

Pardon bayan. Şu an benim oturmam gereken yerde oturuyor, benim gülmem gereken esprilere gülüyor, benim olması gereken bir insanın ellerini tutuyorsunuz.

Özetle;
Benim yaşamam gereken bir hayatı yaşıyorsunuz. Ve bir an önce buna son vermezseniz, sizden özür dileyerek sizi öldürmek zorunda kalabilirim.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Bizi buraları terkedelim diye bırakmışlar bu şehre.
Seni balkonun köşesinde unutmuşlar. Güneş çalmış rengini. Dalgın dalgın izliyorsun ne olup bitiyorsa. İçinde bir dalga büyüyor gitgide. Bana hatırlattığın anılarını da alıp çekip gidiyorsun son günlerde. Affetmeme ramak kalmış bazı şarkıları. Gözlerimi yaşartıyor üzerime düşen yarım kalmış cümleler.
Koptukça kanıyor bütün inatlarım. Bütün küfürlerim unutmaya yüz tutmuş. Bütün acılarım olduğu yerde kazınarak kopuyor vücudumdan.
Senin son tutunduğun yıldız da kayıp gidiyor karanlığın en ücra köşesine. Bu şehrin ışıklarıyla seni kutsadığım günlerin tarihleri siliniyor aklımdan. Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin.
Bakıyorum buralara. Bunlar da mı benim kimsesizliğim? Bunlar da mı benim cümlelerim? Bu hikayede bir yanlışlık var diyorum. Bu denli yalnız birini ben yaratmış olamam çünkü. Takılı kaldığım kelimelerden şiirler yazıyorum. Haberin yok. Gitmeye kalkışıyor içimdeki birileri. Tanımıyorum. Farkında olmadan gidiyorum belki. Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin. Tüm iç organlarım sökülmüş gibi hafifim. Bomboşum. Önümde ölsen kılımı kıpırdatmam. Ama bilirsin, hatıralara saygım var. Bak geçenlerde bir şey hatırladım, ikimize dair. Yanımda olsan anlatırdım.
Yüzümü kapadığım ellerime değmişti ellerin. Ağlayamam. Böyle gecelerde hatıralarım karışır, duyduğum öfkeler birbiriyle çakışır. Alnım kırışır. Sonunda yokluğun yadsınmayacak bir biçimde bileklerimle çarpışır.
Buraya veda etmeye geldim.
Gidiyorum.
Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin.

Şimdi sırtımdaki bıçaksın. Tutulmuyor ellerin yok artık eski sıcaklık.